Bazı yollar vardır, haritada kısa görünür ama insanın içinde uzun kalır.
Şavşat–Ardahan yolu bana göre onlardan biri. Hatta biraz daha net söyleyeyim: Motosikletle gidilecek kısa rotalar içinde Türkiye’de ilk ona kesin koyarım. İlk üç mü, bir numara mı, orası biraz gününe, havaya, ışığa ve insanın ruh haline bağlı. Ama bu yolun sıradan bir “iki yer arası geçiş yolu” olmadığını, bir kere üstünden geçen zaten anlar.
Özellikle Şavşat’tan çıkıp Sahara tarafına doğru yükselmeye başlayınca yolun havası değişiyor. Sadece rakım artmıyor, yolun karakteri de değişiyor. Motorun sesi bile başka geliyor insana. Bir tarafta orman, bir tarafta viraj, bir tarafta serinleyen hava.
Bazı rotalarda manzara vardır ama sürüş zevki zayıftır. Bazılarında sürüş güzeldir ama etraf boş kalır. Bu yolda ikisi aynı anda geliyor.
Bence asıl mesele burada.
Sahara tarafında yol başka bir şeye dönüşüyor
Şavşat–Ardahan yolunu güzel yapan şey sadece yeşillik değil. Sahara Geçidi tarafı bu rotanın omurgası gibi. Çam, yani Sahara Geçidi yaklaşık 2470 metre rakıma çıkan bir geçit. Kağıt üstünde bu sadece bir rakam gibi durur ama motosiklet üstünde karşılığı bambaşka.
Çünkü o yükseklik havayı değiştiriyor. Kokuyu değiştiriyor. Yolun sesini bile değiştiriyor.
Şavşat tarafından gelirken yol daha yeşil, daha nemli, daha orman içinden gidiyormuş hissi verir. Ardahan tarafına doğru geçince manzara yavaş yavaş açılır. Yeşilin yerini daha sert, daha çıplak, daha yüksek yayla havası almaya başlar.
Bu geçişi arabayla da hissedersin ama motosikletle başka hissedersin.
Çünkü motosiklette cam yok, kapı yok, klima yok. Havanın soğuması doğrudan üstüne gelir. Çam kokusu varsa onu alırsın. Sis varsa içine girersin. Yolun bozukluğu varsa gidonda hissedersin. Viraj varsa bedeninle dönersin.
Bu yüzden bu rota motosiklet için sadece güzel bir manzara yolu değil, gerçekten sürüş veren bir yol.
Bazı yollar fotoğraf için güzeldir.
Bu yol sürmek için güzel.
Kısa ama dolu bir rota
Şavşat–Ardahan arası öyle günler süren bir rota değil. Zaten güzelliği biraz da burada. Kısa sayılabilecek bir mesafede bu kadar farklı his vermesi kolay iş değil.
Bir yanda Karadeniz’in ormanlı, nemli, gölgeli tarafı var. Diğer yanda Ardahan’a yaklaştıkça daha geniş, daha açık, daha yüksek bir coğrafya başlıyor. Sanki yol bir bölgeden başka bir bölgeye değil de, bir ruh halinden başka bir ruh haline geçiyor.
Ben bu yüzden bu yolu sadece “Şavşat’tan Ardahan’a giden yol” diye düşünmezdim. Bu, başlı başına küçük bir motosiklet rotası. Hatta sırf bu yol için bile plan yapılır.
Tabii burada abartı ile hakkını verme arasındaki çizgiyi iyi ayırmak lazım. “Türkiye’nin en güzel yolu budur, gerisi boş” demek fazla iddialı olur. Türkiye’de çok sağlam rotalar var. Kaçkarlar var, Toroslar var, Ege’nin kıyı yolları var, İç Anadolu’nun bomboş uzun düzlükleri var.
Ama Şavşat–Sahara–Ardahan hattı kısa rota olarak çok özel bir yerde duruyor. Çünkü kısa sürede çok şey değiştiriyor. Yolun başındaki hava ile sonundaki hava aynı değil. Görüntü aynı değil. Sürüş hissi aynı değil.
Motosikletçinin aradığı şey de biraz bu zaten.
Sahara Yaylası ve Karagöl meselesi
Sahara Yaylası, bu yolun “durup bir nefes alma” yerlerinden biri. Motosikletle giderken insan bazen sadece varmak istemez. Durmak ister. Kaskı çıkarmak, eldiveni seleden bırakmak, iki dakika hiçbir şey konuşmadan etrafa bakmak ister.
Sahara tarafı o hissi veriyor.
Hele hava açıksa başka güzel.
Sis varsa başka güzel.
Sisli havada bu yol biraz daha ciddileşir. Manzara azalır ama atmosfer artar. Açık havada uzakları görürsün, sisli havada yolun kendisini daha çok hissedersin. İkisinin de tadı ayrı.
Yalnız sis, yağmur, ani soğuma gibi şeyleri romantize edip geçmemek lazım. Burası yüksek yer. Hava bir anda değişebilir. Motorla gidiyorsan üstündeki mont, lastiğin durumu, fren mesafen, görüşün hepsi önem kazanır.
Güzel yol diye gevşemeye gelmez.
Bu rotaya gelmişken Şavşat Karagöl’den de bahsetmeden olmaz. Karagöl yolun tam üstünde değil ama bu bölgeye gelen biri için güçlü bir sapma noktası. Yine de ben olsam Şavşat–Ardahan yolunu tek başına ayrı değerlendirirdim. Karagöl’ü de “madem geldim, sıkıştırayım” diye değil, mümkünse daha sakin bir zamana bırakırdım.
Çünkü bu coğrafyada her yere uğrayayım dersen yolun tadını kaçırabiliyorsun.
Bazı yerler listeden tik atmak için değil, sindirmek için güzel.
Karagöl de biraz öyle.
Bu yolun ayı gerçeği de var
Şavşat tarafı sadece güzel değil, aynı zamanda vahşi bir coğrafya. Bunu kötü anlamda söylemiyorum. Tam tersine, bu yolun değerini artıran şeylerden biri de bu.
Bölgede boz ayı varlığı bilinen bir gerçek. Hatta Şavşat ve çevresi için ayıların ormanlarda, yayla çevrelerinde ve beslenme alanlarında görülebildiği sıkça anlatılır. Son yıllarda bu konu yerel haberlerde ve doğa araştırmalarında da daha fazla karşımıza çıkıyor.
Bunu korku olsun diye söylemiyorum. “Aman gitmeyin, ayı çıkar” gibi ucuz bir panik dili de doğru değil. Ama doğayı lunapark gibi görmek de ayrı bir saflık.
Özellikle tenha yerde mola verirken, kamp düşünürken, yiyecek kokusu bırakırken, gece orman kenarında fazla rahat davranırken dikkatli olmak lazım. Ayı insan aramaz; çoğu zaman insanla karşılaşmak da istemez. Ama sen onun yaşam alanında olduğunu unutursan iş değişir.
Bu bölgenin güzelliği biraz da buradan geliyor zaten. Her şey evcilleştirilmiş, tabela tabela süslenmiş, kahveci kahveci dizilmiş bir rota değil. Yolun çevresinde gerçekten hayat var. Orman var. Hayvan var. Sis var. Sessizlik var.
İnsan bunu bilince yola daha başka bakıyor.
Hızlı geçme, tadını kaçırırsın
Bu rotada en büyük hata, yolu sadece mesafe gibi görmek olur. Şavşat’tan çıkayım, Ardahan’a varayım, tamam. Olmaz.
Bu yol hızlı geçilecek yol değil. Tamam, virajlar güzel. Motor da insanı dürter. Gaz kolu zaten bazen şeytan gibi davranır. Ama burada zevk hızda değil, akışta.
Viraja girerken yolun kenarına, zemine, karşıdan gelen araca, sis ihtimaline bakmak lazım. Bazı yerlerde manzara insanın gözünü yoldan alır. Asıl tehlike biraz da bu. Çok güzel manzara bazen kötü virajdan daha tehlikeli olabilir. Çünkü insan bakakalıyor.
Bir de yüksek rakım meselesi var. Hava değişince asfaltın karakteri de değişebilir. Sabah serinliği, yağmur sonrası nem, sis, küçük taşlar, yol kenarından gelen toprak… Bunlar motosiklette arabadan daha fazla önem kazanır.
O yüzden bu rota keyif rotasıdır ama hafife alınacak rota değildir.
Ben bu yolu anlatırken “mutlaka gidin” derim.
Ama “aklınızı evde bırakıp gidin” demem.
Bana göre Şavşat–Ardahan yolu motosikletle gidilecek kısa rotalar içinde Türkiye’de ilk ona rahat girer. Hatta bazı günler ilk üçe de girer. Hava açıksa, yol sakinse, sis doğru yerde yakalarsa, motorun sesi de insanın içine oturursa bir numara bile dersin.
Bu biraz kişisel bir değerlendirme, kabul. Ama her güzel rota zaten biraz kişiseldir.
Kimi deniz kenarı ister.
Kimi uzun düzlük sever.
Kimi viraj arar.
Kimi dağ yolunda kendini bulur.
Benim gözümde bu yolun gücü, kısa mesafede çok karakter göstermesi. Şavşat’ın yeşil tarafını alıyor, Sahara’nın yüksekliğinden geçiriyor, Ardahan’ın açık ve sert havasına bırakıyor. Üstelik bunu yaparken motorcuyu sadece izleyen değil, yolun içinde olan biri haline getiriyor.
Sana sadece güzel manzara göstermez. Hızını ayarlar, dikkatini toplar, bazen üşütür, bazen susturur, bazen de “iyi ki buradan geçmişim” dedirtir.
Şavşat–Ardahan yolu da tam olarak bunu yapıyor.

