Tuhaf ama güzel.
Çünkü en son ciddi ciddi yazı yazdığım zamanlar 2014 civarıydı. Bunu söyleyince insan bir duruyor. 2014 dediğin sanki çok uzak değilmiş gibi geliyor ama aradan bayağı zaman geçmiş. O zamandan bugüne internet değişti, telefonlar değişti, yazı yazma biçimi değişti. Ben de aynı kalmadım tabii. İnsan yıllar içinde ister istemez başka bir yere geliyor.
Bu blog benim için aslında bir hobi olarak başlamıştı. Büyük hesaplarla, büyük planlarla açılmış bir yer değildi. Bir şeyler yazayım, paylaşayım, kendi kendime internette küçük bir iz bırakayım diye başlamıştım. O zaman blog yazmak daha sade bir şeydi. Şimdiki gibi her şeyin algoritması, görseli, arama motoru hesabı, sosyal medya ayağı bu kadar insanın üstüne gelmiyordu.
Yazıyordun. Yayınlıyordun. Bazen biri okuyordu, bazen kimse okumuyordu. Ama yine de güzeldi.
Şimdi yıllar sonra buraya yeniden dönünce eski bir defteri açmış gibi oldum. Bazı şeyler tanıdık, bazı şeyler uzak. Blogger paneline bakınca bile insan geçmişe gidiyor. Bir yandan “ben buraları biliyorum” diyorsun, bir yandan da “vay be, aradan ne kadar geçmiş” diye düşünüyorsun.
Teknoloji değişti, yazının hali de değişti
2014’te internet bugünkü internet değildi. Sosyal medya vardı ama bugünkü kadar her şeyin merkezine oturmamıştı. Telefonlar bugünkü kadar güçlü değildi. Yapay zekâ ise çoğumuz için daha çok filmlerde, haberlerde veya uzaktan izlenen teknoloji konularında geçen bir şeydi.
Bugün ise yazı yazarken bile yapay zekâdan destek almak mümkün. Fikir toparlarken, konu araştırırken, metni düzenlerken artık bambaşka araçlar var. Bu tarafı görmezden gelmek olmaz.
Ama ben bu konuda biraz temkinliyim.
Teknoloji üretmeyi kolaylaştırdı, evet. Eskiden saatlerce uğraştığın bazı işleri bugün daha hızlı yapabiliyorsun. Bir konuyu toparlamak, eksikleri görmek, yazıyı düzenlemek daha rahat. Bu iyi tarafı.
Bir de öbür tarafı var. Her şey biraz fazla hazır hale geldi. Cümleler düzgün, başlıklar parlak, metinler temiz ama bazen içinde insan yok. İnternette yazı çok, ama gerçek ses azalmış gibi geliyor bana.
Benim bloga yeniden dönme isteğim biraz da burada başlıyor sanırım.
Çünkü bilgiye ulaşmak artık zor değil. Asıl mesele o bilgiyi nasıl gördüğün, kendi hayatından nereye koyduğun, ne hissettiğin. Blog yazısını hâlâ değerli yapan şey de bu bence. Yoksa kuru bilgi her yerde var.
Ben de eski ben değilim
2014’teki benle bugünkü ben aynı değilim. Bunu kabul etmek lazım.
O zaman başka imkanlarla yazıyordum, bugün başka imkanlarla yazıyorum. Maddi güç değişti, hayat şartları değişti, bakış açısı değişti. Yaş aldıkça bazı şeylere daha farklı bakıyorsun. Eskiden heyecanlandığın şey bugün aynı yerden heyecanlandırmıyor belki. Ya da yine heyecanlandırıyor ama artık başka bir gözle bakıyorsun.
Eskiden blog yazmak benim için daha çok merak ve heves işiydi. Bugün yine heves var ama yanında biraz daha bilinç var. Ne yazmak istediğimi, neyi yazmak istemediğimi daha iyi biliyorum.
Bir de insan bazı hobileri bıraktığını sanıyor ama aslında tamamen bırakmıyor. Sadece ara veriyor. Yazmak da benim için biraz öyle olmuş. Yıllarca kenarda durmuş. Şimdi tekrar elimi uzatınca hâlâ orada olduğunu gördüm.
Bu hoşuma gitti.
Yapay zekâ yardımcı olabilir ama yazının sahibi insan olmalı
Bugün blog yazmaya yeniden başlarken yapay zekâyı yok sayamam. Artık hayatımızda. Yazı yazarken de, fikir toplarken de, araştırma yaparken de destek olabiliyor.
Ama benim için çizgi net.
Yapay zekâ yazıya yardım edebilir ama yazının sahibi insan olmalı. Çünkü blog dediğin şey sadece bilgi dizmek değil. Kişinin kendi bakışını, kendi hissini, kendi yorumunu koyduğu bir yer.
Yapay zekâ cümle kurar, düzen verir, fikir açar. Ama “ben bunu niye yazıyorum?” sorusunun cevabını veremez. O cevap insanda kalmalı.
Ben bu blogda teknolojiden faydalanmak istiyorum ama yazının ruhunu kaybetmek istemiyorum. Fazla pürüzsüz, fazla temiz, fazla hazır metinler bana biraz soğuk geliyor. Eski blogların bazen acemice ama samimi bir tarafı vardı. Bence o taraf tamamen kaybolmamalı.
Yazı kusursuz olmak zorunda değil. Biraz insan gibi durmalı.
Bu blog hala bir hobi
Bu bloga yeniden dönmemin en güzel tarafı bu aslında. Buraya bir mecburiyet gibi dönmüyorum. Bir hobiye geri dönüyorum.
Yıllar önce de böyle başlamıştı. Bir şeyler yazmak, paylaşmak, kendi kendime düşünmek, bazen teknoloji hakkında konuşmak, bazen günlük hayattan bir şey anlatmak… Bunlar bana iyi geliyordu.
Şimdi yine aynı hissi arıyorum.
Evet, zaman değişti. Blog yazmak eskisi kadar göz önünde olmayabilir. İnsanlar daha çok sosyal medyada, kısa videolarda, hızlı tüketilen içeriklerde. Ama blog yazısının hâlâ ayrı bir yeri olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada acele biraz daha az. Bir konuyu daha sakin anlatabiliyorsun. Kendi cümleni kurabiliyorsun. Yazı orada duruyor. Bugün okunmasa yarın okunuyor.
Bu tarafı seviyorum.
Blog biraz eski usul kalmış olabilir. Ama her eski şey kötü değildir. Bazı eski şeylerin tadı başka olur. İyi demlenmiş çay gibi. Her şey değişir ama onun yeri yine ayrı kalır.
Yeniden başlamış olmak bile güzel
Bundan sonra bu blogda ne kadar düzenli yazarım, hangi konulara daha çok girerim, nasıl bir akış olur, bunu zaman gösterecek. Büyük vaatler vermek istemiyorum. Çünkü hayatın ne getireceği belli olmuyor. Zaten yıllar önce yazmayı bırakmış biri olarak “artık şöyle yapacağım, böyle yapacağım” diye büyük konuşmak biraz komik olur.
Ama şunu biliyorum: Yeniden yazmaya başlamak bana iyi geldi.
Teknoloji hakkında yazarım, yapay zekâdan bahsederim, kullandığım cihazları anlatırım, bazen şehirlerden, bazen gündelik hayattan söz ederim. Belki eski blog havasına yakın yazılar çıkar. Belki zamanla başka bir dil oluşur. Bunu çok zorlamadan görmek istiyorum.
Çünkü bu blogun benim için en güzel tarafı hâlâ hobi olması.
Bir şey üretmek, yazmak, düşünmek, paylaşmak… Bunlar insana iyi geliyor. Aradan yıllar geçse de bu değişmemiş.
2014’ten bu yana teknoloji değişti, internet değişti, hayat şartları değişti, ben değiştim. Ama eski bir hobiyi yeniden hatırlamak güzelmiş.
Şimdilik en önemlisi bu.