Eskiden bir şey bozulunca ilk cümle hemen “yenisini alalım” olmazdı. Önce bir bakılırdı. Tamir olur mu? Parçası bulunur mu? Bir usta görse halleder mi? Evde eli biraz yatkın biri varsa o da kurcalardı.
Bu fakirlik gibi görülmezdi. Daha çok akıl işi gibiydi.
Şimdi garip bir yere geldik. Küçük bir ev aleti bozuluyor, tamire götürsen servis ücreti cihazın yarısına yaklaşıyor. Telefonun ekranı kırılıyor, parça ve işçilik konuşulunca insan yeni telefon fiyatlarına bakmaya başlıyor. Bir beyaz eşya sorun çıkarıyor, servis randevusu, parça bekleme, işçilik derken konu büyüyor.
Sonra o meşhur cümle geliyor:
“Yenisi daha mantıklı.”
İnsan burada biraz duruyor. Çünkü tamir etmek eskiden normaldi. Şimdi bazen lüks gibi davranıyor.
Tamir hayatın doğal parçasıydı
Ayakkabı sökülürse ayakkabıcıya giderdi. Pantolonun paçası yapılırdı, ceketin fermuarı değişirdi, çantanın sapı bir şekilde elden geçerdi. Küçük ev aletleri için mahallede bir usta bulunurdu. Televizyon bozulunca hemen çöpe gitmezdi.
Bunda sadece para hesabı yoktu. Eşyayla kurulan ilişki de biraz farklıydı. Bir şey alınır, kullanılır, eskirse onarılır, yine kullanılırdı. Eşyanın ömrü tek arızada bitmezdi.
Bugün de tamir eden, onaran, parça değiştiren insanlar var. Bunu romantik bir geçmiş masalına çevirmeye gerek yok. Eskiden de kötü tamir vardı, pahalı usta vardı, elde kalan eşya vardı. Ama tamire bakış daha sıradandı.
Şimdi tamir ettirmek için ayrıca uğraşmak gerekiyor... Parçayı bulacaksın, servise ulaşacaksın, fiyat alacaksın, bekleyeceksin, sonra da “bu kadar para verilir mi?” sorusuyla baş başa kalacaksın.
Tamir işi sanki kendi başına ayrı bir proje oldu.
Küçük arıza, büyük masraf
İşin can sıkan tarafı şu: Bozulan şey bazen ürünün tamamı değil. Küçük bir parça kırılıyor. Bir düğme basmıyor. Kapak oturmuyor. Plastik bir tırnak kopuyor. Batarya zayıflıyor. Kablo temassızlık yapıyor.
Ama sonuçta bütün ürün gözden düşüyor.
Burada insan ister istemez düşünüyor. Bir ürünün bütün değeri gerçekten o küçük parçaya mı bağlıydı? O parça değişse yıllarca kullanılacak şey, neden bir anda çöpe yakın hale geliyor?
Tabii her şeyin tamiri mümkün değil. Güvenlik riski varsa, elektrik tarafı sıkıntılıysa, cihaz çok eskiyse, yeni ürün daha verimli ve güvenliyse yenilemek mantıklı olabilir. Bunu görmezden gelmek doğru değil.
Ama bazen mesele mantıktan çok düzenin yönü gibi geliyor. Ürün ucuz alınmış oluyor, parçası pahalıya geliyor. Servis var ama ulaşmak ayrı dert. Tamir mümkün ama beklemesi uzun. Usta bulsan bu kez parça yok. Bir noktadan sonra insan pes ediyor.
Sanki düzen de biraz bunu bekliyor.
“Yenisini al” ne zaman bu kadar normal oldu?
Eskiden bir şeyi atmak biraz son çare gibiydi. Şimdi bazı ürünlerde neredeyse ilk seçenek oldu. Çünkü yeni ürün almak daha kolay görünüyor. İnternetten bakıyorsun, sepete atıyorsun, birkaç gün sonra geliyor. Tamir ise telefon açma, götürme, bekleme, fiyat alma, karar verme işi.
Yeni almak zahmetsiz tamir ettirmek sabır istiyor.
Burada mesele sadece para değil. Zaman da para gibi davranıyor artık. İnsan yoğun, servis uzakta, randevu belirsiz, parça bekleniyor. Küçük bir arıza için üç gün uğraşmak istemiyor. Haklı tarafı da var bunun.
Ama bu kolaylık bizi başka bir yere sürüklüyor. Bir şey bozulunca onu anlamaya, onarmaya, biraz daha yaşatmaya değil; hızlıca değiştirmeye alışıyoruz.
Eşya ile ilişki de kısalıyor.
Bir zamanlar evde yıllarca duran şeyler vardı. Şimdi bazı ürünler daha kutusunun kokusu gitmeden eski hissettirebiliyor. Çünkü yenisi çıkıyor, parçası yok, tamiri pahalı, servis dili soğuk. İnsan da “uğraşmaya değmez” noktasına geliyor.
Bu cümle pratik olabilir. Ama biraz da hüzünlü.
Tamir artık inat işi gibi
Bana garip gelen taraflardan biri de bu. Bir şeyi tamir ettirmek isteyen insan bazen sanki fazla uğraşıyormuş gibi görünüyor. “Boş ver, yenisini al” deniyor. “Ona o kadar para verilir mi?” deniyor. “Zaten eskimişti” deniyor.
Belki bazı durumlarda gerçekten değmez. Ama her durumda aynı cümleyi kurunca tamir kültürü yavaş yavaş kenara itiliyor.
Oysa tamir etmek sadece ucuz yol aramak değil. Bazen eşyayı tanımak, israfı azaltmak, biraz daha düşünerek tüketmek demek. Bir şeyi onarmak, o şeye verdiğin değeri de gösteriyor.
Bu fakirlik değil.
Hatta bugün bazen tamir ettirmek daha pahalıya geldiği için tam tersine lüks gibi duruyor. Kaliteli bir ayakkabıyı tamir ettirmek, iyi bir ustaya küçük bir mobilyayı onartmak, eski bir cihazı düzgün parça ile yaşatmak; bunlar artık zaman, para ve sabır isteyen işler.
Atmadan önce bir durmak
Her şeyi tamir edelim, hiçbir şeyi yenilemeyelim demek gerçekçi değil. Bazı eşyalar gerçekten ömrünü tamamlıyor. Bazı tamirler güvenli değil. Bazı cihazlarda parça değişse bile sorun bitmeyebilir.
Ama diğer tarafta da fazla rahat bir atma kültürü var.
Kırıldı diye hemen atmak, bozuldu diye hemen yenisini almak artık çok kolay. Hatta bazen çevredeki herkes bunu normal görüyor “Uğraşma” cümlesi, tamirin önüne geçiyor.
Tamir etmek eskiden yoksulluk belirtisi değildi. Bazen beceriydi, bazen tutumluluktu, bazen de sadece mantıklı davranmaktı.
Belki o mantığı tekrar hatırlamak gerekiyor. Büyük nutuklarla değil. Bir şeyi atmadan önce gerçekten bitip bitmediğine bakmakla. Tamir edilebilir olanı çöpe göndermeden önce iki dakika durmakla.
Bazen “yenisi daha kolay” doğrudur. Ama her seferinde doğruysa, orada eşya kadar bizim sabrımız da eskimiş olabilir.

Yorum Yaz