Artık Eşya Almıyoruz, Eve Küçük Bir İş Alıyoruz

8 Haziran 2026 Pazartesi · 23:30

Eskiden bir eşya alınca iş büyük ölçüde biterdi.

Televizyon alırsın, eve gelir, fişe takarsın, anteni bağlarsın, çalışır. Çamaşır makinesi alırsın, düğmesine basarsın, yıkar. Saat alırsın, koluna takarsın. En fazla pili biter, götürür değiştirirsin.

Şimdi öyle değil.

Şimdi bir cihaz alıyorsun, kutudan sadece cihaz çıkmıyor. Uygulaması var, hesabı var, şifresi var, güncellemesi var, Wi-Fi derdi var. Bir de hepsinin üstüne “kullanıcı deneyimini iyileştirdik” diye gelen güncellemeden sonra bozulan şeyler var.

İnsan bazen şunu düşünüyor:

Ben bu cihazı mı satın aldım, yoksa eve küçük bir iş mi aldım?

 Eşya sessiz durmuyor artık

Eskiden evdeki eşyalar daha sessizdi. Bir köşede durur, işini yapardı. Bozulursa bozulurdu, o ayrı mesele. Ama durduk yere senden ilgi istemezdi.

Şimdiki cihazlar biraz farklı. Telefon zaten ayrı bir dünya, onu geçtim. Televizyon çubuğu, robot süpürge, akıllı priz, kamera, modem, yazıcı, saat, kulaklık, hatta bazı ampuller bile senden ilgi bekliyor.

Mesela basit bir ampul düşün. Normalde düğmeye basarsın, yanar. Ama akıllı olunca önce uygulamasını buluyorsun, sonra cihazı eşleştiriyorsun, sonra Wi-Fi şifresi giriyorsun. Tam oldu derken ekranda “2.4 GHz ağa bağlanın” diye bir uyarı çıkıyor.

O anda insanın içinden şunu demek geliyor:

“Ben ışık yakacaktım kardeşim... ağ mühendisi olmaya gelmedim.”

İşin komik tarafı şu: Cihazın adı akıllı ama uğraşan yine sensin. O kadar akıllıysa biraz da kendi halletsin. Yok, o kısım sende.

Asıl maliyet kasada bitmiyor

Bir cihazın fiyatına genelde etiketten bakıyoruz. Ucuz mu, pahalı mı, kampanya var mı, taksit oluyor mu?

Ama bence artık bir cihazın gerçek fiyatı sadece para değil. Ona ayıracağın zaman da fiyatın içinde. Şifresini hatırlamak, uygulamasını güncellemek, bağlantısı kopunca tekrar kurmak, kumandası bozulunca eşleştirmek, depolama dolunca temizlemek… Bunların hepsi küçük küçük iş.

Tek başına bakınca önemsiz görünüyor. Ama evde cihaz sayısı arttıkça bu küçük işler birikiyor.

Bir gün televizyon uygulaması açılmaz. Ertesi gün robot süpürge haritayı unutur. Sonra yazıcı Wi-Fi’den düşer. Sonra telefon kulaklığı görmez, sonra modem kendini tripli ergen gibi kapatıp açtırır.

Ve evde bir kişi vardır, herkes ona bakar.

“Şuna bir bakar mısın?”

O kişi evin resmi olmayan teknik servisidir. Maaş yok, sigorta yok, mesai saati yok. Akşam çayını alıp oturacakken bir anda aile içi bilişim destek hattına dönüşür.

Bu da yeni hayatın görünmeyen angaryası işte.

Cihaz çalışıyor ama aslında yaşlanmış olabilir

İşin daha sinsi tarafı da burada başlıyor. Cihaz fiziksel olarak sağlam duruyor olabilir. Kırılmamış, yanmamış, düşmemiş olabilir. Ama yazılım desteği bitmişse o cihaz artık eski bir eşya gibi değil, yarım kalmış bir eşya gibi duruyor.

Eskiden bir cihazın ömrünü daha kolay anlardık. Çalışıyorsa çalışıyordu. Motoru sağlamsa, ekranı sağlamsa, düğmesi basıyorsa tamam derdin.

Şimdi cihazın bir de görünmeyen ömrü var.

Uygulaması açılacak mı, yeni telefonla uyumlu kalacak mı, üretici arkasında duracak mı? Bunlar normal vatandaşın her gün takip edeceği şeyler değil. Zaten kimse tost makinesi alırken “Bu cihazın yazılım yaşam döngüsü nedir?” diye düşünmek istemez. İnsan tost yemek ister. Bu kadar.

Ama akıllı cihaz tarafında mesele biraz buraya doğru gidiyor. Bir ürünün kasası sağlam kalsa bile, onu akıllı yapan taraf eskiyince cihazın tadı kaçabiliyor. Bazı ürünlerde destek bitince uzaktan kontrol, uygulama bağlantısı veya sesli asistan gibi özellikler de ortadan kalkabiliyor.

Yani cihaz evde duruyor ama karakteri değişiyor. Dün “akıllı” diye aldığın şey, yarın sıradan ve biraz da huysuz bir plastiğe dönebiliyor.

Ucuz cihaz bazen ucuz olmayabilir

Ucuz cihaz meselesine de bu yüzden biraz şüpheyle bakıyorum...

Tabii ki herkes bütçesine göre alışveriş yapıyor. Ben de olsam önce fiyata bakarım. Kimse parayı sokakta toplamıyor. Ama bazı ucuz cihazlarda şöyle bir risk var: İlk gün iyi görünür, iki ay sonra uygulaması sinir eder, bir yıl sonra güncelleme almaz, iki yıl sonra da evde çekmecede bekleyen elektronik kalabalığa katılır.

O zaman ucuzluk biraz tartışmalı hale geliyor.

Bir cihaz alırken sadece “kaç lira?” diye sormamak lazım. Mesela internet gidince tamamen susacak mı, uygulaması bozulursa temel işini yine yapacak mı, ona da bakmak gerekiyor. Çünkü bir ampulü yakmak için telefon, uygulama, sunucu, hesap ve internet gerekiyorsa orada teknoloji biraz fazla nazlanıyor demektir.

Akıllı cihazın en güzeli, akıllı tarafı bozulsa bile temel görevini yapabilendir

Akıllı priz, normal priz gibi de çalışabilmeli. Akıllı ampul, en kötü anahtardan yanabilmeli. Akıllı televizyon, uygulama kaprisine girince tamamen işe yaramaz hale gelmemeli.

Yoksa biz cihaz almıyoruz, küçük bir bağımlılık satın alıyoruz.

Her şeyin hesabı var, insanın sabrı yok

Bir de hesap meselesi var.

Her cihaz ayrı hesap istiyor. Her uygulama ayrı şifre istiyor. Birine büyük harf lazım, birine özel karakter lazım, biri altı haneli kod gönderiyor, biri “şüpheli giriş” diyor.

Şüpheli olan giriş değil aslında. Sen kendi evindeki kendi cihazını kullanmaya çalışıyorsun.

Bir film açacaksın. Uygulama güncelleme istiyor. Güncelleme bitiyor, tekrar giriş istiyor. Şifreyi hatırlamıyorsun. Şifre sıfırlama maili geliyor. Mail telefona geliyor. Telefondaki uygulama da güncelleme istiyor.

Film mi izleyeceğiz, devlet kurumu mu açacağız belli değil.

Bu yüzden mesele sadece teknoloji meselesi gibi gelmiyor bana. Teknoloji gerçekten kolaylaştırıyorsa güzel. Ama “kolaylık” diye gelip evin ortasına yeni bir uğraş bırakıyorsa orada insan ister istemez bir duruyor.

Akıllı cihaz düşmanı değilim

Yanlış anlaşılmasın. Akıllı cihazlar kötü demiyorum. Hatta bazıları gerçekten hayatı rahatlatıyor. Robot süpürge düzgün çalışıyorsa büyük nimet. Güvenlik kamerası, uzaktan kontrol, otomasyon gibi şeyler de doğru yerde işe yarıyor.

Ama her şeye “akıllı” etiketi yapıştırınca hayat otomatik olarak kolaylaşmıyor.

Bazen basit olan daha iyidir.

Bir cihazın akıllı olması bana göre şu anlama gelmeli: Benim işimi azaltmalı. Bana yeni iş çıkarmamalı. Ben ona bakıcı gibi davranıyorsam, orada bir sorun var.

Mesela bir cihazı haftda bir yeniden başlatıyorsam, sürekli bağlantısını düzeltiyorsam, uygulamasıyla kavga ediyorsam, güncellemeden sonra ayarlarını yeniden yapıyorsam, kusura bakmasın ama o cihaz bana hizmet etmiyor. Ben ona hizmet ediyorum.

Bu da işin ters dönmüş hali.

Artık cihaz alırken insanın kafasında ister istemez başka bir soru da beliriyor. Sadece “Bu ne işe yarıyor?” değil. “Bu benden ne isteyecek?” sorusu da var.

Sürekli hesap mı isteyecek? İnternet gidince naz mı yapacak? Uygulaması bozulunca temel işini de mi unutacak? Her ay başka bir abonelikle mi karşıma çıkacak?

Bunların hepsini alışveriş sırasında düşünmek sıkıcı, kabul. Ama düşünmeyince de o sıkıcılık eve geliyor. Hem de kutusuyla, adaptörüyle, kullanım şartlarıyla beraber geliyor.

Benim gönlüm şundan yana: Cihaz akıllı olacaksa gerçekten akıllı olsun. Sessizce işini yapsın. Durmadan ilgi istemesin. Her hafta “beni güncelle, beni eşleştir, beni doğrula, beni buluta bağla” diye kapıya dayanmasın.

Çünkü ev dediğin yer biraz da insanın rahat edeceği yer olmalı. Her köşesinde küçük küçük dijital ödevler bekleyen bir yer değil.

Bugünün dünyasında bir eşya alırken artık sadece parasını vermiyoruz. Biraz zamanımızı, biraz dikkatimizi, biraz da sabrımızı veriyoruz.

O yüzden ben artık bazı cihazlra bakarken sadece özelliklerine bakmıyorum.

Kendi kendime şunu da soruyorum:

“Bu bana hizmet mi edecek, yoksa eve yeni bir iş mi çıkaracak?”

Bence asıl soru bu.


Yorum Yaz