Telefonda bir uygulama açıyorsun, abonelik istiyor.
Müzik dinleyeceksin, abonelik. Film izleyeceksin, abonelik. Fotoğraf yedekleyeceksin, abonelik. Bir program kullanacaksın, abonelik. Oyunda ekstra içerik istiyorsun, yine abonelik.
Bir ara insan duruyor.
Ben bunlara para veriyorum ama elimde gerçekten ne kalıyor?
Eskiden bir şeyi almak daha netti. Kaset alırdın, rafta dururdu. CD alırdın, çizilene kadar senindi. Kitap alırdın, sararsa sararsın, yine senindi. Bilgisayara program kurardın, kutusu bile evde bir yerde kalırdı. Çok iyi miydi, tartışılır. Ama sahiplik duygusu daha anlaşılırdı.
Şimdi işler biraz değişti.
Artık birçok şeyde ürün almıyoruz. Erişim hakkı alıyoruz. Kapıdan içeri girme izni gibi düşün. Para veriyorsun, içeri giriyorsun, kullanıyorsun. Ama o kapının anahtarı sende değil. Anahtar hâlâ platformun cebinde duruyor.
Satın almak mı, kullanma izni mi?
Dijital dünyada “satın al” kelimesi eskisi kadar temiz değil.
Bir film satın aldığını sanıyorsun, ama aslında o filmi belirli şartlarda izleme hakkı almış olabiliyorsun. Bir oyun kütüphanene ekleniyor, ama sözleşme tarafında çoğu zaman “bu içerik sana satılmadı, lisanslandı” mantığı duruyor. Uygulamalarda da benzer bir durum var. Ekranda büyük büyük “satın al” yazıyor, arka tarafta küçük yazılar başka şeyler söylüyor.
Günlük hayatta “satın aldım” dediğimiz şeyin anlamı basittir. Para verdim, benim oldu. Dijital tarafta ise bu cümle bazen yarım kalıyor. Para verdin, evet. Ama gerçekten senin oldu mu, orası biraz sisli.
Bu konu sadece kullanıcıların huysuzluğu da değil. Bazı yerlerde artık “satın al diyorsan, insan ne aldığını açıkça bilsin” denmeye başladı. Demek ki ortada kelimenin içini boşaltan bir sistem var.
Benim derdim burada abonelik düşmanlığı yapmak değil. Bazı abonelikler gerçekten işe yarıyor. Müzik platformu kullanmak pratik. Fotoğrafları bulutta tutmak, telefon bozulunca insanın hayatını kurtarabilir.
Ama sorun başka yerde başlıyor.
Bir şey kolay diye hayatımızdaki her şeyin aynı aylık ödeme kapısına bağlanması normal mi?
Küçük küçük gelir, ay sonunda topluca selam verir
Aboneliklerin en tehlikeli tarafı, tek başına bakınca masum görünmesi.
Bir tanesi 50 lira, biri 100 lira, diğeri 150 lira. İlk bakışta insan “çok da bir şey değil” diyor. Zaten sistem biraz bu cümleye yaslanıyor. Küçük görünsün, göze batmasın, karttan sessizce geçsin.
Sonra ay sonunda bakıyorsun; müzik, video, bulut depolama, uygulama, oyun, haber, belki ekstra bir servis derken liste kendi kendine mahalle kurmuş.
Eskiden insan bir şeyi pahalı bulursa almazdı. Şimdi almıyor gibi yapıp her ay az az ödüyor. Bazen toplamda daha fazla ödüyor ama o acı tek seferde gelmediği için fark etmesi zaman alıyor.
Bana göre abonelik ekonomisinin en uyanık tarafı burada. Parayı büyük lokma halinde istemiyor. Küçük küçük alıyor. İnsan da “bu kadarından ne olacak” diye düşünüyor.
O “ne olacak”lar birleşince olacak oluyor işte.
Bir de zam tarafı var. Bir aboneliğe girerken fiyat başka oluyor, birkaç ay sonra başka oluyor. Tek bir zam hemen göze batmayabilir. Ama hepsi sırayla yukarı çıkınca aylık bütçenin içinde görünmeyen bir merdiven oluşuyor.
İnsan aynı hizmetleri kullanıyor gibi hissediyor ama ödediği para sessizce büyüyor.
Elindeki şey bile bazen tam senin değil
Abonelik deyince akla ilk film ve müzik geliyor ama konu oralarda kalmıyor.
Bazı yazılımlar artık kutulu ürün gibi satılmıyor. Aylık ödeme yapmazsan açılmıyor. Bazı oyunlar internet bağlantısı ve hesap sistemi olmadan anlamını kaybediyor. Bazı akıllı cihazlar bozulduğu için değil, bağlı olduğu hizmet kapandığı için aptallaşıyor.
Bu bana çok acayip geliyor.
Cihaz elinde duruyor. Fişi var, düğmesi var, ekranı var. Ama onu akıllı yapan hizmet kapanınca, elindeki şey bir anda yarım ürüne dönüşüyor.
Daha tuhaf örnekler de var. Yazıcı kartuşunda bile abonelik mantığını görebiliyorsun. Fiziksel olarak elinde duran bir kartuş düşün. Ama kullanım hakkı aboneliğe bağlıysa, o kartuş bile tam olarak senin gibi davranmıyor. Sanki masanın üstünde duran şey bile uzaktan birinin iznine bakıyor.
Otomobil tarafında da benzer denemeler oldu. İnsanların asıl sinirlendiği şey şuydu: Arabada zaten bulunan bir özelliğin, sonradan aylık ödemeyle açılması fikri. Isıtmalı koltuk mesela. Koltuk arabada duruyor. Donanım orada. Ama “kullanmak için ayrıca ödeme yap” denince insan doğal olarak bozuluyor.
Çünkü bu artık hizmet satmak gibi durmuyor.
İnsanın aldığı şeyin içinden bir parçayı rehin tutmak gibi duruyor.
İptal etmek de ayrı mesele
Bir hizmete abone olmak genelde kolaydır. İki tık, kart bilgisi, tamam.
İptal tarafına gelince bazı sistemler birden hafıza kaybı yaşıyor. Buton kayboluyor, menüler uzuyor, “emin misiniz?” ekranları çoğalıyor, müşteri hizmeti devreye giriyor. Sanki abone olurken kırmızı halı seren sistem, çıkarken kapının önüne saksı diziyor.
Bunun da masum olduğunu düşünmüyorum.
Bazı ekranlar kullanıcıya yardımcı olmak için değil, onu vazgeçirmek için tasarlanmış gibi duruyor. Renkler, buton yerleri, uyarılar, indirim teklifleri… Hepsi bir araya gelince basit bir iptal işlemi küçük bir kaçış odasına dönebiliyor.
İnsan da bazen uğraşmıyor.
“Dursun şimdilik” diyor.
Zaten şirketlerin sevdiği cümle de biraz bu. Dursun şimdilik. Kullanmasan da dursun. Unutsan da dursun. Karttan geçsin, sen sonra bakarsın.
İşte abonelik modelinin karanlık tarafı burada. Kullanmadığın şeye bile para ödemeye devam edebiliyorsun. Çünkü sistem sadece hizmet satmıyor, unutkanlıktan da besleniyor.
Asıl mesele kontrol hissi
Abonelik bazı durumlarda mantıklı, evet. Bunu yok saymak olmaz. Sürekli güncellenen bir yazılım, geniş bir müzik arşivi, bulut depolama… Bunların hepsi insanın hayatını kolaylaştırabiliyor.
Ama “bazı şeylerde mantıklı” ile “her şey abonelik olsun” aynı şey değil.
Bugün bir uygulama, yarın bir cihaz, sonra arabadaki özellik, sonra evdeki başka bir hizmet… Her şey aylık ödeme listesine girince insanın hayatı küçük küçük kiralık alanlara bölünüyor. Müzik sende değil, film sende değil, yazılım sende değil, fotoğrafın bulutta, cihazın hizmete bağlı, oyun hesabın platforma bağlı.
Kulağa modern geliyor ama biraz da tedirgin edici.
Çünkü modern hayat bize rahatlık verirken bazen kontrolü de yanında götürüyor.
Abonelik bazen rahatlık verir. Ama her rahatlık, küçük bir bağımlılık payı da bırakır.
Bence artık alışveriş yaparken sadece “bunu alayım mı?” diye sormak yetmiyor. Bazı şeylerde yeni soru şu olmalı:
Buna her ay yeniden bağlı kalmaya değer mi?
Çünkü bir şeyi bir kere almak başka.
Her ay tekrar tekrar izin istemek başka.

Yorum Yaz