Telefonu kaldırıp birini çektiğinizde ortada en azından görünen bir hareket var. El kalkıyor, kamera dönüyor, karşıdaki insan da az çok “şu an görüntüye giriyorum galiba” diye anlıyor. Bazen rahatsız oluyor, bazen umursamıyor, bazen de doğrudan soruyor: Beni mi çekiyorsun?
Akıllı gözlük meselesinde beni düşündüren yer biraz başka.
Çünkü gözlük zaten yüzde duruyor. İnsan onunla bakıyor, yürüyor, konuşyor, etrafa dalıyor. Eğer o gözlüğün içinde kamera, mikrofon, kayıt, bağlantı, hatta bir yerlerde yapay zeka desteği varsa, bakmakla kaydetmek arasındaki çizgi epey bulanıklaşıyor.
Bu teknoloji kesin kötü olur demiyorum. Bazı insanlar için çok faydalı olabilir. Yolda bir şey gösterebilir, bir metni çevirebilir, görme zorluğu yaşayan birine çevresini anlatabilir. Eller doluyken işe yaradığı yerler de çıkar. Kağıt üstünde güzel tarafları var.
Ama kağıt üstü başka, sokak başka.
Telefon belli eder, gözlük etmeyebilir
Telefon kamerasına alıştık sayılır. Tam alıştık mı, o da tartışılır ama en azından davranışı tanıyoruz. Birisi telefonu çıkarıp size doğru tutuyorsa, orada bir kayıt ihtimali olduğunu anlarsınız. Hoşunuza gitmezse tepki verirsiniz. “Kardeşim çekme” dersiniz. Hatta bazen kimse kimseyi çekmiyordur, sadece haritaya bakıyordur, yine de ortam bir anda gerilir.
Gözlükte bu iş daha sessiz.
Karşınızdaki kişi size mi bakıyor, vitrinin arkasına mı bakıyor, yoksa ortamı mı kaydediyor? Bunu anlamak kolay olmayabilir. Belki küçük bir ışık yanar. Belki cihaz kayıt sırasında bir işaret verir. Peki kalabalıkta kim ona bakacak? Otobüste, kafede sokakta herkes karşısındakinin gözlüğündeki minik ışığı takip edecek değil.
İşin garip tarafı burada başlıyor. Kayıt almak özel bir hareket olmaktan çıkıp yüzde duran bir ihtimale dönüşüyor. O zaman soru değişiyor: Biri beni çekiyor mu, yoksa sadece bana mı bakıyor?
Günlük hayat bu kadar ince şüpheyle yaşanacak bir yer değil aslında.
Herkesin yüzünde küçük bir kamera
Türkiye’de telefonla birini çekmek bile bazen başlı başına olay çıkarabiliyor. Çok da haksız sayılmaz. İnsan kendini izinsiz görüntünün içinde bulmak istemiyor. Bir de bu işin telefonu kaldırma kısmı ortadan kalkarsa, yani kamera yüzün doğal bir parçası gibi durursa, sosyal hayatın ayarı değişebilir.
Kafede arkadaşınızla konuşuyorsunuz diyelim. Karşınızda akıllı gözlük var. Sohbet normal mi akıyor, yoksa bir yerlerde kayda mı geçiyor? Belki hiç kayıt yok. Belki sadece bildirim geliyor. Belki cihaz kapalı. Ama siz bunu bilmiyorsunuz.
İnsan bazen bilmediği şeyden rahatsız olur.
Bu rahatsızlık teknolojiyi anlamamaktan değil, sınırı görememekten geliyor. Kamera ortadaysa ona göre davranırsınız. Kamera görünmezleşirse davranış da tuhaflaşır. Herkes biraz daha kontrollü konuşur, biraz daha dikkatli güler, biraz daha az rahat eder.
Belki de mesele tam olarak bu: Kayıt ihtmali bile insanın doğallığını azaltabiliyor.
Mahremiyet bazen küçük bir şeydir
Mahremiyet deyince akla büyük şeyler geliyor. Şifre, banka bilgisi, özel belge, kimlik numarası. Tamam, onlar önemli. Ama günlük hayatta mahremiyet bazen daha küçük bir şeydir.
Yorgun yüzünüzün bir videonun kenarında görünmemesi mesela.
Çocuğunuzla parkta otururken birinin gözlüğüne takılmamak.
Bir arkadaş ortamında söylediğiniz yarım cümlenin bağlamından kopup başka bir yere gitmemesi.
İnsanın her an kayıt altında olma ihtimaliyle yaşaması, sadece güvenlik meselesi değil. Rahatlık meselesi. Sokakta kendin gibi durabilme meselesi. Yanlış anlaşılacak bir kareye, kısa bir videoya, arka planda kalan bir görüntüye dönüşmeme meselesi.
Telefon bunu zaten bir ölçüde yaptı. Sosyal medya da yaptı. Güvenlik kameraları zaten birçok yerde var. Ama akıllı gözlük başka bir kapı açıyor gibi. Çünkü kamera artık duvarda, elde veya tavanda değil; karşınızdaki insanın bakış hizasında.
Birinin gözüyle kameranın aynı yere oturması bana biraz tuhaf geliyor.
İyi niyetle sokak aynı şey değil
Akıllı gözlüklerin savunulacak tarafı var. Bir çalışan elleri doluyken görüntülü destek alabilir. Bir turist yol tarifini daha rahat görebilir. Görme veya işitme zorluğu yaşayan biri için bu tip cihazlar günlük hayatı kolaylaştırabilir. Bunları yok saymak haksızlık olur.
Ama teknoloji çoğu zaman sadece tasarlandığı iyi niyetle yaşamıyor. Günlük hayata girince başka huylar kazanıyor. İnsan onu bazen kolaylık için kullanıyor, bazen gösteriş için, bazen meraktan, bazen de hiç düşünmeden. Bir cihazın iyi amaçla üretilmiş olması, herkesin onu zarif kullanacağı anlamına gelmiyor.
Akıllı gözlük kötü niyetli insanlar yüzünden mi tartışılır olacak? Evet, bir kısmı o. Ama sadece o değil. İyi niyetli birinin farkında olmadan başkasını rahatsız etmesi de mümkün. “Ben sadece ortamı kaydediyordum” cümlesi, görüntüye giren kişi için her zaman rahatlatıcı olmayabilir.
Hele bir de işin içine yapay zeka tarafı girerse, konu daha hassaslaşır. Gözlüğün sadece gördüğünü kaydetmesi başka, gördüğünü yorumlamaya başlaması başka. Bunun nerede başlayıp nerede duracağı cihazdan cihaza değişir, zamana göre de değişir. Yine de yönü hissediyoruz: Gözlük sadece bakan bir eşya olmaktan çıkıp çevreyi anlayan küçük bir araca dönüşmek istiyor.
Sokakta karşılaştığımız şey sadece kamera değil, bizi anlamaya çalışan bir sistem olursa, insanın biraz duraksaması normal.
İzin meselesi de kolay değil. Telefonla fotoğraf çekerken “Bir fotoğraf alabilir miyim?” demek mümkündür. Kalabalıkta, sokakta, toplu taşımada zatn herkesin kontrolü sınırlı. Ama gözlük sürekli takılıysa bu soru daha garip hale geliyor. Kafede masaya oturunca cihaz çıkarılacak mı? Okulda, hastanede, iş yerinde kural nasıl olacak? Herkes birbirine “şu an kayıt yok” diye açıklama mı yapacak?
Bunlar kulağa biraz fazla düzenleme gibi gelebilir ama günlük hayat böyle şeyleri kendiliğinden hemen çözemiyor. Önce bir karışıklık oluyor. Sonra insanlar rahatsız oluyor. Sonra uyarılar, yasaklar, yeni görgü kuralları geliyor.
Benim merak ettiğim, bizim bu cihazlara sosyal olarak hazır olup olmadığımız. Teknoloji mağazaya geldi diye hayat hemen ona yer açmıyor. Bazı eşyalar eve girer, bazıları cebe girer, bazıları da toplumun sinir uçlarına dokunur.
Akıllı gözlük biraz üçüncü gruba benziyor.
Sadece bakan insan kalacak mı?
Gözlük eski haliyle sakin bir eşyaydı. Görmek için takılırdı. Hatta bazen insanın yüzünün bir parçası gibi olurdu. Kimse karşısındakinin gözlüğünden şüphelenmezdi. Şimdi o eşyanın içine kamera, mikrofon, bağlantı ve yapay zeka ihtimali girince gözlüğe bakışımız da değişebilir.
Belki bir süre sonra insanlar buna alışır Belki kayıt ışıkları ve ortam kuralları oturur. Belki de bu cihazlar sanıldığı kadar yaygınlaşmaz. Bilmiyoruz.
Ama şimdiden düşünmeye değer bir taraf var. Teknolojinin en tuhaf hamleleri bazen büyük makinelerle değil, sıradan eşyaların içine girerek oluyor. Saat değişti, televizyon değişti, kapı zili değişti, süpürge değişti. Şimdi gözlük değişirse, sadece gözlük değişmiş olmayabilir.
Çünkü gözlük yüzde duruyor.
Yüz dediğin yer de biraz hassas. Oradan bakıyoruz, oradan anlaşıyoruz, oradan güveniyoruz. Eğer oraya bir kamera ihtimali yerleşirse, sokaktaki basit bakış bile eski rahatlığını kaybedebilir.
Bence akıllı gözlük meselesi sadece “ne güzel teknoloji” diye geçilecek bir şey değil. Kötü diye çöpe atılacak bir şey de değil. Ama biriyle konuşurken içimizden “acaba şu an kayıt mı?” sorusu geçmeye başlarsa, cihaz çalışıyor olsa bile sosyal hayatın bir yerinde küçük bir arıza çıkmış demektir.

Yorum Yaz