Taksiye binince insanın içinde küçük bir kontrol hissi vardır.
Şoför yanlış yola girerse söylersin.
Fazla hızlı giderse “abi biraz yavaş” dersin.
Klimayı açmazsa içinden söylenirsin.
Gereksiz korna çalarsa kafanı cama çevirip hayatı sorgularsın.
En azından karşında biri vardır.
İyi şoför olur, kötü şoför olur, konuşkan olur, suskun olur, yolu uzatan olur, “ben bu yolu bilirim” diye seni köy yolundan çıkaran olur. Ama insan insana kızar. Muhatap bellidir.
Peki robotaksi gelirse ne olacak?
Direksiyon var, şoför yok.
Araba gidiyor, ama kullanan kim?
Yanlış yaparsa kime döneceğiz?
“Abi ne yapıyorsun?” diye bağıracaksın, ön koltuk boş.
“Şikâyet edeceğim seni” diyeceksin, araç sessiz.
“Sağa çek” diyeceksin, belki sistem “güvenli durak noktası aranıyor” diye düşünecek.
İşte robotaksi meselesi tam burada başlıyor.
Konu sadece “araba kendi kendine gider mi?” değil. Asıl konu şu:
Şoför koltuğu boşalınca sorumluluk koltuğu da boş kalacak mı?
Gece 4’te birbirine korna çalan robotlar
Robotaksi denince insanın aklına önce çok cşddi şeyler geliyor. Yapay zekâ, sensör, kamera, harita, güvenlik sistemi falan.
Ama şehir hayatı bazen teknolojiyi en komik yerinden yakalıyor.
San Francisco’da yaşanan bir olay var. Waymo araçları bir otoparkta gece saatlerinde birbirlerine korna çalıp mahalleliyi uyandırıyor. Düşün. Saat sabahın dördü. İnsan yatağında dönüp “yine hangi taksici kavga ediyor?” diye pencereye çıkıyor. Aşağı bakıyor, ortada taksici yok.
Birbirine korna çalan sürücüsüz taksiler var.
Eskiden gece korna çalan şoföre camdan bağırırdın:
“Yeter kardeşim, millet uyuyor!”
Şimdi kime bağıracaksın?
“Sayın algoritma, mahallede yaşlı var, çocuk var, sabah işe gidecek memur var” mı diyeceksin?
İşin komik tarafı bir yana, bu olay robotaksilerin şehirle ilk sürtüşmesini çok güzel anlatıyor. Araba kendi içinde mantıklı bir şey yapıyor olabilir. Belki düşük hızda çarpışmayı önlemek için korna davranışı ayarlanmıştır. Ama şehir sadece yazılım mantığıyla yaşamıyor.
Mahalle var.
Uyku var.
Sinir var.
Sabah mesaisi var.
Algoritma “güvenli davranıyorum” derken insan “ben uyuyamıyorum” diyebilir.
Teknoloji burada ilk duvara toslar: Kâğıt üstünde doğru olan şey, sokakta sinir bozucu olabilir.
Taksi mi, sessiz güvenlik görevlisi mi?
Bir başka olay daha var. İki genç sürücüsüz taksiye biniyor. Araçta alkol, camdan dışarıya bir şeyler atma, uygunsuz hareketler derken şirket durumu fark ediyor. Robotaksi uzaktan yönlendiriliyor, araç bir yere çekiliyor, polis bilgilendiriliyor.
Yani çocuklar taksiye bindiklerini sanıyor, sistem onları neredeyse polisle randevuya götürüyor.
Şoför yok sandılar, meğer araba hem şoförsüz hem muhbir modundaymış.
Ama işin şakası bir yere kadar.
Bu olay başka bir soruyu açıyor. Robotaksinin içi ne kadar izleniyor? Yolcu olarak sen araca bindiğinde sadece ulaşım hizmeti mi alıyorsun, yoksa küçük kameralı bir kutunun içine mi giriyorsun?
Normal takside de kamera olabilir. Şoför seni görür. Ama orada yine insan ilişkisi vardır. Robotakside görüntü, ses, sensör, uzaktan operatör, şirket sistemi, güvenlik politikası işin içine giriyor. Bu kez yolcu sadece taksiye binmiyor; bir veri alanının içine giriyor.
Tabii bazıları diyecek ki:
“İyi olmuş, arabada olay çıkarana müdahale edilsin.”
Doğru. Taksi içinde taşkınlık yapan, çevreye zarar veren, başkasını tehlikeye atan kişiye müdahale edilmeli. Bunda sorun yok.
Ama sınır nerede?
Yolcu bağırınca mı sistem devreye girecek?
Alkol şişesi görünce mi?
Çocuk ağlayınca mı?
Tartışma olunca mı?
Kamerayı kim izleyecek?
Kayıtlar ne kadar tutulacak?
Robotaksi bize sadece şoförsüz ulaşım getirmiyor. Aynı zamanda “yolcu mahremiyeti” diye yeni bir başlık açıyor.
Taksi artık sadece seni taşıyan araç değil. Belki seni gözleyen araç da olacak.
Ambulans gelince algoritma ne yapacak?
Robotaksi konusu komik olaylarla başlıyor ama işin çok ciddi tarafı da var.
Şehir trafiği düz çizgiden ibaret değil. Haritada yol açık görünür ama gerçek hayatta önünde ambulans vardır. Polis yolu kesmiştir. İtfaiye geçecektir. Bir yerde kaza olmuştur. Bir görevli eliyle “dur” işareti yapar. Duba yamuk durur. Şerit çizgisi silinmiştir.
İnsan sürücü bunların hepsinde mükemmel mi? Değil. Hatta çoğu zaman insan sürücü başlı başına bela. Bunu da kabul edelim.
Ama insan bazen bağlamı anlar. Ambulansın acil olduğunu, polisin el hareketini, itfaiyenin geçmek istediğini, ortada olağan dışı bir durum olduğunu fark eder.
Robotaksi de bunu fark etmek zorunda.
Amerika’da sürücüsüz araçların acil müdahale ekipleriyle sorun yaşadığı olaylar gündeme geldi. Ambulansın, itfaiyenin, polisin olduğu yerlerde robotaksinin doğru karar veremediği veya müdahaleyi zorlaştırdığı durumlar konuşuldu.
İşte burada mizah bitiyor, şehir güvenliği başlıyor.
Çünkü ambulansın iki dakika gecikmesi, bazı durumlarda sadece iki dakika değildir. Hayatla ölüm arasındaki fark olabilir.
Taksici ambulansı görünce sağa kırar. Bazen fazla sağa kırar, kaldırıma çıkar, yine olay çıkarır ama en azından “bir şey oluyor” diye anlar. Robotaksi ise siren, flaşör, el işareti, duba ve panik kalabalığı aynı anda görünce ne yapacak?
“Bu senaryo eğitim verisinde yok” deme lüksü yok.
Şehir hayatı zaten eğitim verisine sığmayan şeylerin toplamı.
Robotaksi İstanbul’da, Rize’de, Trabzon’da, Ankara’da çalışacaksa sadece yolu değil, insanın sabrını ve kurnazlığını da okuyacak.
Yoksa ilk kavşakta algoritmaya geçmiş olsun deriz.
Kazadan sonra direksiyon değil, sorumluluk aranır
Robotaksi yazısında mutlaka ciddi durmamız gereken bir olay var: Cruise’un San Francisco’daki yaya kazası.
Bu olayda bir yaya önce başkla bir aracın çarpmasıyla Cruise robotaksinin önüne düşüyor. Sonrasında robotaksi yayayı sürüklüyor. Olaydan sonra şirketin nasıl bilgi verdiği, kaza sonrası süreç ve düzenleyici kurumlara aktarılan bilgiler ciddi tartışma konusu oldu.
Burada şaka yapılmaz.
Çünkü robotaksinin en önemli sınavı kaza anıdır. Normal giderken herkes güzel konuşur. Hava açık, yol çizgileri belli, trafik sakin, sistem mutlu. Ama gerçek güvenlik, işler ters gittiğinde ortaya çıkar.
Kaza olduğunda araç ne yapıyor?
Yayayı fark ediyor mu?
Durması gereken yerde duruyor mu?
İkinci bir zarar veriyor mu?
Şirket olayı açık anlatıyor mu?
Veriler saklanıyor mu?
Düzenleyici kurum gerçeği zamanında öğreniyor mu?
Şoförlü araçta da kaza olur. İnsan hata yapar. Hatta her gün yapıyor. Ama robotaksi iddiası başka bir iddia. “Ben insandan daha güvenli olacağım” diyorsan, hata yaptığında da insandan daha şeffaf olmak zorundasın.
Yoksa işin bütün büyüsü bozulur.
Robotaksiye güleceğimiz yer var, gülmeyeceğimiz yer var. Gece korna çalan araç komik. Ama kaza sonrası sorumluluğun şirket, yazılım, sensör ve rapor arasında kaybolması komik değil.
Çünkü trafikte en kötü şey hata değildir. Hatanın sahibinin bulunamamasıdır.
Robot efendi olursa insan önüne kırar
Bir de işin insan tarafı var. Bence robotaksilerin en büyük sınavlarından biri bu olacak.
İnsan sürücüler robotaksilerin kuralcı, sakin ve temkinli olduğunu fark ederse ne yapar?
Tabii ki kullanır.
Trafikte “bu araç frene basar” diye önüne kıranlar çıkar. “Bu robot bana vuramaz” diye burnunu sokanlar olur. “Nasıl olsa güvenli sürüyor” diye şerit değiştirirken dibine giren olur.
Trafikte fazla efendi olmanın cezası vardır. Herkes senin hakkını yer.
Bunu Türkiye’de düşününce iş daha da eğlenceli. Robotaksi yayaya yol veriyor. Arkadaki sürücü kornaya basıyor. Sağdan biri sıkıştırıyor. Soldan biri “boşluk var” diye dalıyor. Motosikletli iki aracın arasından geçiyor. Minibüs biraz yanaşıyor. Robotaksi herkese yol vere vere sonunda kendi kendine bekleme moduna geçiyor.
Algoritmaya sabır testi.
Robotaksi sadece trafik kuralını bilmeyecek. İnsanların kuralı nasıl esnettiğini de bilecek. Çünkü şehirde gerçek sürüş, yönetmelik kitabındaki sürüşe benzemez.
Orada aceleci var.
Uyanık var.
Panikleyen var.
Dalga geçen var.
“Ben geçerim” diyen var.
Robotaksi hepsini okumak zorunda.
Yoksa yolda en güvenli araç olur ama en çok ezilen araç da olur.
Peki robotaksi hiç mi iyi değil?
Elbette iyi tarafı var.
Dürüst olalım, birçok insan sürücüden daha sakin olabilir. Alkol almaz. Uykusuz kalmaz. Telefonla mesaj yazmaz. Sinirlenip makas atmaz. Yolcuyla tartışıp dikkati dağılmaz. Trafikte hırs yapmaz. “Bana mı korna çaldın?” diye kişisel mesele çıkarmaz.
Bu taraf önemli.
İyi çalışırsa yaşlılar, engelliler, ehliyeti olmayanlar, gece güvenli ulaşım arayanlar için büyük kolaylık olabilir. Taksi bulmanın zor olduğu yerlerde fayda sağlar. Büyük şehirlerde standart bir hizmet sunabilir. Şoför davranışından kaynaklanan bazı riskleri azaltabilir.
Yani konu “robotaksi kötüdür” değil.
Konu şu:
Robotaksi geldiğinde sorumluluk sistemi de onunla birlikte gelecek mi?
Yolcu araçta kaldığında kimi arayacak?
Araç yanlış yere giderse ücret ne olacak?
Kaza olursa muhatap kim olacak?
Acil durumda dışarıdaki polis veya ambulans aracı nasıl yönlendirecek?
Yolcunun görüntüsü, sesi, davranışı nasıl korunacak?
Şirket “sistem hatası” deyip geçebilecek mi?
Bunlar çözülmeden sadece “gelecek geldi” demek biraz fazla reklam cümlesi olur.
Gelecek geldiyse faturası da gelsin.
Şoförsüz taksi, şoförsüz sorumluluk demek olmamalı
Ben robotaksilere tamamen karşı değilim. Hatta iyi düzenlenirse ulaşımda ciddi fayda sağlayabilir. Ama şu noktada insanın aklında çok basit bir soru kalıyor:
Arabada şoför yoksa, sorumluluk kimin?
Bugün bir takside sorun yaşarsan plakası var, durağı var, şoförü var, belediyesi var, kamerası var, şikâyet hattı var. Sistem kusursuz mu? Değil. Ama en azından muhatap arayacağın yer belli.
Robotakside bu daha net olmalı.
Aracın bağlı olduğu şirket, uzaktan müdahale sistemi, acil durumda kimin komut vereceği açık olmalı. Kaza verileri şirketin keyfine göre kaybolmamalı. Yolcu mahremiyeti “biz dikkat ediyoruz” cümlesine bırakılmamalı. Düzenleyici kurumlar da sadece şirketin anlattığı kadarını bilmek zorunda kalmamalı.
Yoksa şoförü indirip yerine sisli bir sorumluluk bulutu koymuş oluruz.
Kusura bakmasınlar, o da pek teknolojik durmuyor. Daha çok “kimse üstüne almasın” sistemi gibi duruyor.
Türkiye’ye gelirse ne olur?
Türkiye’de robotaksi düşüncesi şimdilik biraz uzak gibi görünebilir. Ama uzak dediğimiz şeyler artık hızlı geliyor. Elektrikli araç, yapay zekâ, temassız ödeme, dijital kimlik, kurye uygulamaları derken hayat bir bakmışsın değişmiş.
Robotaksi de bir gün gelir.
Ama bizdeki trafik kültürünü de hesaba katmak lazım.
Bizim yollarda her şey kural kitabına göre akmıyor. Çift sıra park var. Ani duran minibüs var. Dörtlüleri yakıp “iki dakika” diye yolu kapatan var. Yaya geçidinde kararsız kalan yaya var. Motosikletli var. Sis var, yağmur var, dar sokak var, düğün konvoyu var.
Bir robotaksi bunların hepsini nasıl okuyacak?
Belki okuyacak. Teknoloji gelişir, sensörler artar, haritalar düzelir, sistem öğrenir. Ama o güne kadar fazla büyük konuşmamak lazım.
Çünkü bizim trafikte bazen insan zekâsı bile yetmiyor. Yapay zekâ ne yapsın, o da şaşırır garibim.
Benim bu konudaki fikrim
Robotaksi çağı gelecekse gelsin. Ben buna kapıyı kapatmıyorum.
Ama şunu net söylemek lazım: Şoförsüz araç demek, sorumsuz araç demek olmamalı.
Bizi güvenli taşıyacaksa gelsin.
Engelliye, yaşlıya, gece yolda kalana kolaylık sağlayacaksa gelsin.
Trafikte insan hatasını azaltacaksa gelsin.
Ama yanlış yaptığında “sistem öyle karar verdi” deyip kenara çekilecekse, orada duralım.
Çünkü trafikte en tehlikeli şey sadece hata yapan insan değildir. Hata yaptığında kime hesap soracağını bilmediğin sistem de tehlikelidir.
Bugün takside şoföre kızıyoruz. Bazen haklıyız, bazen abartıyoruz. Yarın robotaksiye binince belki kızacak şoför bulamayacağız.
O yüzden soru şimdiden hazır dursun:
Robotaksi yanlış yaparsa kime kızacağız?
Şirkete mi?
Yazılıma mı?
Uzaktan operatöre mi?
Belediyeye mi?
Yoksa arabanın boş ön koltuğuna bakıp kendi kendimize mi söyleneceğiz?
Bence teknoloji ilerlesin, tamam.
Ama direksiyon boşalırken hesap verecek yer de boşalmasın.
Çünkü şoför koltuğu boş olabilir.
Sorumluluk koltuğu boş kalamaz.

Yorum Yaz